• DOLAR

    TL
  • EURO

    TL
  • Altın

    TL
14 Aralık 2017 - Perşembe

Prof Dr. Kotan: “Yeşil devrim bir aldatmaca”

prof-dr-kotan-yesil-devrim-bir-aldatmaca



Atatürk Üniversitesi ziraat Fakültesi öğretim üyelerinden Prof Dr. Recep Kotan, 1950 yılından itibaren dış kaynaklı tarımsal yardım programı adı altında sürdürülen çalışmaların bize gösterildiği gibi aslında bir yardım değil, bir aldatmaca olduğunu ileri sürdü.
18 Ocak 2017 Çarşamba 22:36

İSTANBUL – Türkiye Solucan Gübresi Üreticilerinin oluşturduğu Tosgeb Derneği’nin 7 Ocak günü Sirkeci’deki Legacy Ottoman Hotelde gerçekleşen kurultayında konuşan Prof Dr. Recep Kotan sözlerini şöyle sürdürdü. “Bize eğitim sırasında 1950’den sonraki dış kaynaklı tarımsal yardım yeşil devrim olarak okutuldu. Böyle ezberletildi. Çünkü o günün siyasi iradesi de sanıyorum ki, bunun böyle olduğunu sanıyordu. Ancak aradan geçen süre içinde bu yeşil devrim programının sonuçlarını yaşayarak gördük. Sonuçları tam bir felaket olarak karşımıza çıktı. Tarıma adanmış bir bilim adamı olarak emin bir şekilde size söyleyebilirim ki, dış kaynaklı ‘Yeşil Devrim Yardım Programı’ tam bir aldatmacaymış.Hükümetlerde kandırılmış halkımızda. Çünkü beslenim kaynağımız gıda ülkemizin kandırılması sonucu artık tamamen risk altındadır. Şimdi Tosgeb derneğinin bu kurultayını bir fırsata dönüştürmeyi ve kendimize yeniden bakmayı öneriyorum.

 
Hepimiz, yani Tüm Türkiye olarak halkımız kendisine bir soru sormalıdır. Neden bu durumdayız. Ve yine bu salondakiler kendine şunu sormalıdır. Ben neden bu kurultaydayım. Evet bu kurultaydayız. Çünkü gıdamıza hammadde kaynağından itibaren sahip çıkmak için. Tosgeb derneğine özellikle Solucan gübresi üreticileri dayanışmasından hareketle çok büyük görevler düşüyor.
 
Tüm gıda üretim ve dağıtım ağımızı yeniden düzenlememiz gerekiyor. Tohumdan toprağa topraktan bitkiye bitkiden sebze ve meyveye ve nihayet halkımızın midesine inene kadar tüm süreç. Yeniden düzenlenmelidir.
 
Sayın Rasim Aydın’ın Tosgeb derneği’ni kurarak  solucan gübresi üreticilerini  bir çatı altında toplamasını ülkemiz adına  hayırlı birgişimini olarak görüyorum ve önemsiyorum. O’na teşekkür ediyorum. Bu seçkin topluluğu burada buluşturduğu için. Böylelikle temel bir sorunumuzu ele almak fırsatı yakaladık. Ben bugünkü ağır kış koşullarında ulaşım risklerine rağmen bu nedenle buradayım.
 
Bu konuyu biraz daha anlatmak istiyorum. Ülkemizin siyasetçileri ve bürokrasisi 1950 li yılların yaşadığı sorunlarla farkında olmadan köşeye sıkıştırılıp, o dönemde yanıltılarak tarımsal üretimimiz aşamalı olarak dış kaynaklı güç sahiplerince ele geçirilmiş ve kontrolü elimizden çıkmıştır. Size bu durumu bir örnekle açıklamak istiyorum. Bir tarım üreticisi eğer evinde yediğini ayrı bir alanda pazarda satacağı ürünü ayrı bir tarlada ve ayrı koşullarda üretiyorsa bize pazarda para ile satılan ürünün aslında sağlığımızı tehdit ettiğinizi anlamak için ziki olmaya gerek bile yoktur. Biz şu anda paramızla bizim sağlığımızı bozacak bir gıda satın alıyoruz ve evimize götürüp çocuklarımızla bunu tüketiyoruz.
 
Tarıma adanmış bir bilimci olarak bunu sizlere rahatlıkla söyleyebilirim: gıda konusu tam bir karışıklık içindedir. Anadolu’da gerçek tarım üreticileri ile yaptığımız ziyaretlerde şunu üzülerek gördüm ki, tarım alanlarımız sistemli bir işgalin altında.
 
Bugün sürdürülebilir tarım adı altında Avrupalı bazı tarım ilaçlarını üretiyor ve bize kontrolsüz biçimde satıyor. Ancak bu tarım ilaçları kullanılarak üretilen gıda maddesini bizden satın alırken bazı kurallar koymuş ve şu değer şunun üzerinde çıkarsa almam diyor.
 
Bize sattığı ilaçların kalıntısını bile kendisine giden sebzede ve meyvede istemiyor. Yani sana bu ilaçları satarken seni uyarmıyor. Sen bu ilaçların hangi miktarda ne türü bir etki yaptığını bilmeden üretip tüketiyorsun.
 
Madem bu ilaçlar iyi ise, neden ürün satın alırken bu ilaçların kalıntısını bile üründe istemiyorsun?
 
İthal ürünlerde ilaç kalıntısını sınırlayan ülkelerde kanserli hasta sayısı elle sayılabilirken bizim hastanelerimizin onkoloji servisleri dolup taşmış durumda. Bu hastaları tedavi etmek için ilaç üretip satan da yine aynı ülkelerdir. Buna dikkat etmemiz gerekir.
 
Bu ilaçları üreten ve bize satan Avrupalılardır. Yani batı bizi hem zehirliyor hasta olduğumuzda ise bu kez insan sağlığı ilacı ile geliyor ve bunu satıyor. Yani sürekli bir sömürü altında olduğunuz net olarak görülüyor. Bu yüzden Solucan gübresi kendi kaynaklarımızdan üretilen hiçbir dışa bağımlılığı olmayan ve ürünün güçlendirdiği için pek çok ilaca bile ihtiyaç duymayan dona güneşe ve iklim değişikliklerine dirençli bir bitki doğmasını sağlayan önemli bir malzemedir.
 
Bunun farkına varalım. Bu bir mikrobiyolojik gübredir. Her mikrop halkımızın algıladığı gibi değildir. Bu gübre toprağı mikro-biyolojik yönden yeniden yaşayan bir organizma haline getirerek, düzenler ve sağlıklı bir bitki ve meyve oluşumunu sağlar. Bu yüzden bakanlık yönetmeliği bu konulara açıklık getirecek biçimde; bitkisel kaynaklı gübreler, hayvansal kaynaklı gübreler, mikrobiyal gübreler ve diğerleri olmak üzere düzenlenmelidir.



YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL

ÇOK OKUNANLAR

  • Haber bulunamadı

  • Haber bulunamadı

  • Haber bulunamadı